Tatvan'da 4 Yıldızlı Otelin Temeli Atıldı
Güroymak'ta 10 Köye Çocuk Parkı Yapıldı
Paranın Geçmedi Market
Norşin Köy Okulunda Anneler Günü Kutlandı
21 Mayıs 2012 Pazartesi
› Dost Siteler› Haber Siteleri› Resmi Siteler
› Bitlis Devlet Hastanesi…› Bitlis'i Tanıyalım› Güroymak'ı (Norşin)…› Tatvan'ı Tanıyalım› Ahlat'ı Tanıyalım› Adilcevaz'ı Tanıyalım› Hizan'ı Tanıyalım› Mutki'yi TanıyalımKürtlerin böyle bir beklentisi yokTBMM Genel Kurulu'nda "Kürtlerin ne hakkı varsa vereceğiz" diyen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bu sefer farklı konuştu.
Arınç katıldığı bir televizyon programında, bölgede birçok insan ile görüştüğünü, Kürtlerin anadilde eğitim gibi bir beklentisinin olmadığını ileri sürerek, "BDP, siyasi amaçla bunu ileriye sürüyor ve propagandasını yapıyor. Halkın böyle bir şikayeti ve beklentisi yok. Çünkü halk kendi dilini konuşuyor, ama Türkçe ile de resmi dairede, şurada burada bütün işlerini görebiliyor" dedi.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CNN Türk televizyonunda ''Neler Oluyor'' programına katılarak, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Arınç, askeri operasyonların durup dururken çıkmadığını yaşanan asker ölümleri üzerin başladığını belirterek, "Ölümlere karşı yapılıyor bunlar. Yani bütün bunlara karşı güvenlik güçleri bunu önlemek amacıyla bir harekat yapıyorsa 'Nereden çıktı bu operasyonlar canım huzurumuz bozuldu. Anayasa da bu şartlarda yapılmaz' mı diyeceğiz'' dedi. Arınç, demokratikleşme adımlarında hiç hız kesmediklerini ancak Habur sonrasında bir yavaşlama olduğunu fakat bu süre içinde bölge insanının hayatını kolaylaştırıcı birçok adım attıklarını savunarak, bunlardan bölge halkının memnun olduğunu ve BDP'nin tekliflerinin bölge halkının teklifi olarak zannedilmemesi gerektiğini iddia etti. 'Silahlar susmadıkça, silahlar mutlaka kullanılacaktır' Arınç, bölgenin bütün illerini çok iyi bildiğini iddia ederek, anadilde eğitim konusunda yüzlerce insanla konuştuğunu ancak kendisine sadece 2 kişinin söylediğini ileri sürdü. O iki kişinin de kendisine "olsa iyi olur" dediğini belirten Arınç, "Bunların söylediği gibi değil. BDP, siyasi amaçla bunu ileriye sürüyor ve propagandasını yapıyor. Halkın böyle bir şikayeti ve beklentisi yok.Yani binlerce insan arasında özgürce bir referandum yapın veya bir anket yapın. 'Anadilde eğitim istiyoruz bu bizim için büyük bir gerekliliktir' diyecek çok az sayıda insan çıkar. Çünkü halk kendi dilini konuşuyor, ama Türkçe ile de resmi dairede, şurada burada bütün işlerini görebiliyor" diye konuştu. Arınç, "güvenlik" politikalarında kararlı olduklarını vurgularken, "Silahlar susmadıkça, silahlar mutlaka kullanılacaktır. Ama biz halkı kendi safımızda görüyoruz. Terörle bağımızı kesiyoruz, onunla anladığı dilde mücadele ediyoruz. Ama halkı da kucaklayacak, ekonomik, sosyal ve siyasi pek çok tedbir alıyoruz ve almaya da devam edeceğiz" dedi. İnsanlara değil mücadele sekteye uğradı diye üzüldü! Arınç, Uludere konusunda hükümetin özür dilememesine ilişkin sorulan soruya ise, çok üzüldüklerini belirterek üzülme nedenlerini ise şöyle belirtti: "Ne kadar üzgün olduğumuzu hepimiz ifade ettik. Bunlar 'timsah gözyaşı' değil. Hakikaten çok üzüldük. Neden? Çünkü halk o kadar memnundu, terörle mücadele o kadar başarılı gidiyordu ki her şeyi berbat edecek bir olay çıktı ortaya. Bunu hükümet yapmış olabilir mi istemiş olabilir mi? Hayır. Özür dilenmedi ama şu yapıldı, bu olayla ilgili adli ve idari soruşturma var. Hem Uludere hem Şırnak hem de Diyarbakır konunun üzerinde. Bir taraftan da İçişleri Bakanlığımız ve Genelkurmay Başkanlığımız bu olayı soruşturuyor. Bir kasıt olmasa bile, en azından bir ihmalin, bir hatanın veya hiç ummadığımız şekilde bir provokasyonun ortaya çıkması halinde, sorumlular hem ilan edilecek hem de cezaları verilecek'' dedi. Arınç, Uludere'de yaşanan bir başka hatanın ise ailelerin bombardıman bölgesine gidip cesetleri alması olduğunu belirterek, "Yani orada bombalama yapılmış, insanlar ölmüşler, katırlar da telef olmuş. Keşke önce devlet, hükümet, kaymakam, vali, neyse... Sivil, asker, gitselerdi o cesetleri alsalardı, ambulanslarla veya helikopterlerle hastanelere veya adli tıbba götürselerdi. Yoksa oradaki ölülerin yakınlarının kendi ölülerini alarak katır sırtlarında köylere getirmeleri kadar acı bir olay ben hatırlamıyorum. Bu, çok yanlıştır" diye konuştu. Provokasyon iması Arınç, Uludere'de yaşananların provokasyon olduğuna inandığını belirterek, bunun da dış kaynaklı ya da ordu içinde "Derin devlet" denilen farklı grupların hükümeti zorda bırakmak için yaptığı kanısında olduğunu kaydetti. Arınç, Fathullah Gülen'e ilişkin sorulan soru üzerine ise Gülen Cemaati'ni övmeye başladı. Arınç şunları kaydetti: "Hoca efendiyi tanırım ve çok severim. Onun düşünceleri, fikirleri, inancı benim için çok önemli. Türkiye'de ve Türkiye dışında yaptığı hizmetleri çok iyi bilen bir insanım. Birileri onu hep tehlike olarak görmüştür, karanlık bir sima olarak görmüştür ama ben sadece bugün değil, 1976 yılından bu yana onu tanıdığım kadarıyla, memleketsever, yurtsever, dindar, ahlaklı, eğitimi çok ön planda tutan ve çevresine de hep bunları tavsiye eden bir insan olarak tanıdım. Hiçbir zaman onun suç işlediğine, hele hele bir zamanlar iddia edildiği gibi bir örgütün başında olduğuna da inanmadım. Bugün iktidar ile cemaati karşı karşıya getirerek birtakım ilişkiler vehmetmek sadece fanteziden ibaret. Bu söylediğiniz şeylere ben gülüyorum, bu cemaati çok iyi bilen bir insan olarak gülüyorum.'' Tutuklu gazeteciler Arınç, tutuklu gazetecilerin durumuna ilişkin ise, TMK ve TCK'ye işaret ederek, bunların kaldırılmasına BDP hariç kimsenin razı olamayacağını belirtti. Arınç, gazetecilerin, tutukluluk hallerini ise şöyle savundu: "Terör eylemine katılmış, silah bulundurmuş ama karşısında meslek olarak gazeteci yazıyor... Adi suç işlediği halde 'ben gazeteciyim' diyerek dokunulmazlık isteyen bir grup var. Kusura bakma kardeşim, senin işlediğin suçu herkes işleyebilir, senin gazeteci sıfatını taşıman seni bu suçtan kurtarmaz. Sen bir defa kenarda dur bakalım. TMK'da bizzat terör eylemlerine katılan, örgütle hareket edenlerle de yapacak bir şeyimiz yok. Ben sadece şunu düşünebiliyorum; 'propaganda' dediğimiz konuda cezalar verilmiş, bu konularda içtihatlarda sonradan farklılıklar da oluşmuş. Bir insan sadece propaganda yaptığı için diğer maddelerden de ilave cezalar almasa cezası daha az olacak veya tecil sınırında olacak. Ben bunu yapmaya niyetliyim ama bana en çok gürültüyü kopartanların niyetlerini açıklama cesaretleri yok." Zarakolu'nun Nobel adaylığı Arınç, "KCK" operasyonu adı altında tutuklanan ve Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen Ragıp Zarakolu için ise "Bundan mutlu oluruz, keşke böyle bir şey yapsalar. Çünkü Nobel Edebiyat Ödülü kazanan bir Türk olduğu zaman ayrıca, sevinmiştik. Zarakolu, benim bildiğim bir yayıncıdır, bazı kitaplarını okudum, biliyorum. Ben suçlandığı konularla ilgili görüş beyan edecek durumda değilim. Bütün amacım, niyetim, çok tutuklu kalmadan bir an önce davaların bitmesi ve aklanmalarıdır. Bunu bütün sanıklar için söylüyorum. Kaldı ki bu gazeteci kimlikli kişiler içerisinde milletvekili arkadaşlarımız var. Ama bunlara yargı karar verecek. Bakın yanlış anlaşılmasın. Sayıyı artırdınız ama 10'u bulamadık daha. Şöyle bir iddia var ki yüzlerce gazeteci, belki bin gazeteci cezaevinde. Herkesin rivayeti muhtelif. 10 değil, bir tane bile olsa biz bundan üzülürüz. Bir gazeteci, gazetecilik mesleğini veya basınla ilişkili işini yaparken eğer bir ceza tehdidiyle karşı karşıya kalırsa bu, bizim ayıbımız olur. Yani bu, özgürlüğün olmadığı Türkiye demektir. Ama bugün bu arkadaşlarımız dahil doğru veya yanlış, bunların hepsi yargılama sonucu ortaya çıkacak." DİHA Yükleniyor...
İLGİLİ HABERLER
|